Son Günlerde...


Herkese merhaba,
bakıyorum da bu aralar blog dünyasında yine bir durgunluk var. Havalardan mı acaba?
Kendi adıma şunu söyleyebilirim ki, ben üşeniyorum. Buraya bir şeyler yazmayı geçtim, ig de fotoğraf paylaşmak bile zor geliyor artık. Ama yine de bizi buralarda seven birileri vardır mutlaka diye biraz kendimizi gösterelim dedik :)

İnsan Ne İşe Yarar?

Hani Tolstoy'un bir kitabı var ya "İnsan Ne İle Yaşar" diye, o aklıma geldi ve düşündüm. Sonra insanın ne ile yaşadığını düşünmeyi bırakıp ne işe yaradığını düşünmeye başladım ve inanmayacaksınız ama insan denen varlığın ne işe yaradığını bulamadım.

Vejeteryan Hayat


Bu sene kurban bayramının ilk gününün hayvanları koruma gününe denk gelmesinden güç alarak et ve et ürünlerini hayatımdan çıkartmıştım. Bu kararı almadan önce de zaten çeşitli nedenlerle çok az tüketiyordum, o yüzden çok da zor bir süreç olmadı benim için bırakma aşaması.

Kış Geldi / Günlük#3

Herkese merhaba,
Her ne kadar kış mevsiminde olsak da bugünü sevdim.
Bugün hem haftanın, hem ayın hem de yeni bir mevsimin ilk günü.
O zaman kendimiz ve başkaları için güzel şeyler dileyelim ve içimizi umutla dolduralım. 


PERİ GAZOZU-Ercan Kesal


Aaaah ah!
Bir kitap okudum dostlar, içim burkula burkula.
Kitabın adı "Peri Gazozu". Kim der ki bu isimde bir kitap gelip de içinizi burkacak, boğazınızı düğümleyecek, gözünüzü gönlünüzü yaşartacak diye?
Kimse demedi valla, okudum, ağladım, size de tavsiye ediyorum işte. Okuyun lütfen...

Fİ-Azra Kohen


"Fi, yani "Altın oran", matematik ve sanatta, bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır.* "
Son zamanların en çok okunan ve okumayanlar tarafından da en çok  merak edilen kitabı "Fi". Okudum ve merak edenler için bir şeyler söylemek istiyorum. 
 
Öncelikle kitabı okumadan önce şunu bilin ki, bu kitap bir kişisel gelişim kitabı falan değil. Bu kitap insanın en ilkel iç güdüsü olan "güzel olanın peşinden gitme" üzerine kurgulanmış bir roman. 

Bugünlerde Ben...


Enerji sıfır.
Moral sıfır.
Motivasyon sıfır.
Konsantrasyon sıfır.
Hayata ilgi sıfır.
Gülme eğlenme sıfır.
Arkadaşları arama, hal hatır sorma sıfır.
Müzik dinleme sıfır.
Dizi-film izleme sıfır.
Kitap okuma-alma sıfır.

Günlük#2


Herkese Merhaba :)
Sendromsuz pazartesiniz ve mutlu bir haftanız olsun...

Benim bir derdim var dostlar. Şöyle ki, akşam başımı yastığa koyduğumda türlü çeşitli planlar yapıyorum, hayaller kuruyorum, hedefler koyuyorum kendime, sabah uyandığımda hepsi yalan oluyor. Yani yalan oluyor derken unutuyorum sanmayın, unutmuyorum da hepsi gün ışığında ya çok ütopik geliyor, ya da çok saçma, sonra da tüm hevesim kaçıyor. Size de oluyor mu böyle?

Mim

Sevgili Kitapsız Kedi sağ olsun var olsun beni düşünmüş, beni unutmamış ve "Tarihin En Kalabalık Mimi" denen bir mimde beni mimlemiş. Kendisine çok teşekkür eder soruları cevaplarım :)

Moda Sensin!

Kaç yaşına geldim, hala şu moda denen şeyden anlamıyorum yahu. Hayatımın hiçbir döneminde bu senenin moda trendleri neymiş diye merak etmişliğim de yoktur. Ben sadece bütçemin elverdiği ölçüde kendime yakışanı giymeyi seçtim, bunda ne kadar başarılı olduğum tartışılır, o ayrı :)

Sokak Kedileri İçin...

Merhaba,
Biliyorum ki siz yüreği kocaman, güzel insanlar zaten kendi sokağınızdaki canlar için elinizden geleni yapıyorsunuzdur. Ama taş atıp da kolunuz yorulmaz ya onlar için bir yazı yazıp blogunuzda yayınlasanız. Ne diyor bu hatun diyorsunuz biliyorum. O yüzden lafı fazla uzatmadan sizi sevgili SHEMELLON 'un yazısına yönlendirmek istiyorum. Tık tık

Ben yazıp ilgili kişiye gönderdim, onay verdiklerinde yayınlayacağım :)

Sevgiyle kalın...

Günlük#1

Güzel bir hava var bugün İzmir'de. 
İçimizi ısıtan, güç veren, umuda sevk eden, mutlu eden bir güneş "merhaba dünyalı" diyor bize :) Tadımı çıkarmak için son günlerin, sonra arasan da bulamazsın, bulsan da böyle ısınamazsın diyor. Ne yapayım, ben de güneşin sözünü dinliyorum ve ofisten firar edip dışarı çıkıyorum, yanıma da yeni başladığım kitabımı alıyorum.


BİR AVUÇ MAZİ-Fügen Ünal Şen


Birinci Dünya Savaşı'nın belki de en çok yaraladığı insanlardı onlar. Kanlı savaşın yaşandığı topraklardan, vatanlarından uzakta olsalar da, akılları gönülleri hep oradaydı. Bu savaşın sona ermesini, herkesin yine huzur içinde kardeşçe yaşamasını istiyorlardı. Savaştan uzaktalardı ama onlar da tehlikedeydi. Memleket bildikleri, doğup büyüdükleri topraklarda kalleşçe öldürülüyorlardı. Pusuya düşüp haince öldürülme korkusundan, her bir adımını adları gibi bildikleri sokaklarda gönül rahatlığıyla yürüyemez olmuşlardı. 

Bugünlerde Hayat...

Hayat son zamanlarda üzerimize oynamaya başladı. Sanki bir boks ringindeyiz ve hayatla kıyasıya mücadele içindeyiz. Bir sağdan vuruyor namussuz bir soldan. Kaçmaya çalıştıkça daha sık sallıyor yumruklarını. Acımıyor, acıtıyor. Ama biliyoruz ki en sonunda onu nakavt edeceğiz. Sadece biraz sabra, güce ve inanca ihtiyacımız var. 
Seni yeneceğiz hayat ve yaşamaya kaldığımız yerden devam edeceğiz. Yine güleceğiz eskiden olduğu gibi, yine eğleneceğiz. Hep beraber çatır çutur yiyeceğiz seni, tadını çıkaracağız. Bekle ve gör...

Ruh ve Beden


Başını yastığa koyar koymaz uyuyamazsın, sabahları da uyanmak istemezsin. Biraz daha uyuyabilmek için beş dakikada bir çalmaya ayarlı saati erteler durursun. Hiçbir anlamı olmasa da o üç beş dakikalık uykuların, yine de tatlı gelir. 

Söylene söylene çıkarsın en sonunda sıcacık yatağından. Bir sabah rutinidir el yüz yıkamak ve güne çapaksız gözlerle başlamak. Üstünü başını giyersin, saçını başını tararsın. Aynaya baktığında bir hayaletle karşılaşmamak için biraz makyaj yaparsın. Belki bir iki lokma da bir şeyler atıştırırsın evden çıkmadan önce. Ve gün başlar...

Çıplaklık

Görsel Google'dan alıntıdır
Ben çocukken, bilgisayar teknolojisi henüz bu kadar gelişmemişken, en azından hafta sonları eve mutlaka gazete alınırdı. Kahvaltıdan sonra içilmeye devam edilen çaylara bu gazete eşlik ederdi. 
Babam gazetenin siyaset, ekonomi, gündem ile ilgili olan 'ana' kısmını alırdı eline, ben kültür sanat eklerine yumulurdum, anneme de kala kala magazin ve bulmaca ekleri kalırdı. Kardeşim ne yapsın gazeteyi, o çizgi film derdinde olurdu genelde.

Yavru Kedileri Koruma Gönüllüsü

Sanırım ömrümün sonuna kadar Yağmur isminden nefret edeceğim. Neden mi?
Anlatayım.
Yağmur, oturduğumuz apartmanda ayakları üzerinde dolaşabilen tek çocuk, birkaç tane de bebek var, onun dışında tüm apartman sakinleri yaşını başını almış insanlar.
Ne güzel, sessiz sakin diye düşünmeyin hiç, çünkü bir Yağmur bütün mahalleye yetiyor. Sanırım hiç kız arkadaşı yok. Diğer apartmanlarda oturan erkek çocuklar da her ne kadar Yağmurdan bezmiş gibi görünseler de yine de onunla oynamaktan vazgeçemiyorlar. Yağmur da zaten her daim bir kabus gibi tepelerinde. Apartmanın içinde bir aşağı bir yukarı çığlık çığlığa koşturup deprem tatbikatı yapmalarına, sokakta bağıra çağıra kovalamaca oynamalarına, annelerinin onlara seslenmelerine, onların bir taraflarını yırtarcasına anneeeeeee diye haykırmalarına tahammül edebilirim, bir yere kadar. Ama öyle bir şey var ki bu Yağmur cadolozuna bilenmeme, elimde kalacak bu kız diye söylenmeme sebep olan, okuyunca eminim hak vereceksiniz.

Neyse...


Çocukluğumdan beri et seven bir insan değilim. Bu zamana kadar yemek zorunda olduğuma inandırıldım. Kan değerlerimin düşük olması da üzerimdeki baskıyı arttırmalarına yardımcı oldu. Hiç anlatamadım bana zorla yedirdikleri etin bir faydası olmayacağını. 
Bu bayram her şeyi göze alıp yemeyeceğimi söyledim. Özellikle de bayramın ilk gününün Hayvanları Koruma Günü'ne denk gelmesi hayatımdan eti tamamen çıkarma kararı almamda epey etkili oldu. Artık et yemeyeceğimi söylediğimde verdikleri tepki inanılmazdı. Masalarına bir uzaylı otursa bu kadar şaşırırlardı herhalde. Tehtitler de cabası...Bak çocuğun olmaz sonra. Çocuğun sağlıklı doğmaz, çocuğun şöyle olur, böyle olur...Sanki bu dünyaya sadece et yemek ve çocuk doğurmak için geldik. Neden saygı duymak bu kadar zor anlamış değilim. Neyse...

Kitap Ağacı İzmir Buluşması

Ah kitap...
Sen ne güzel şeysin...
Sen nelere kadirsin...
Ne güzelliklere vesilesin öyle...

Kitap aşkımı bilmeyen yoktur herhalde. Bir çocuğu nasıl oyuncakla, şekerle kandırabilirseniz beni de kitapla öyle kandırabilirsiniz efendim :)

Hayat Bizi Beklemez...

Hayat bizi bekler mi ?
Beklemez.
Kendi kendine akıp gider.
Siz ister ona ayak uydurur, onunla beraber yol alırsınız, ister geride kalıp peşinden koşar, yetişmeye çalışırsınız.
Ya da hepten koyverip akıp giden hayatın arkasından el sallarsınız.

Hizaya Gel...

Normalde insan ayırmam, burun kıvırmam, kimseyi küçük görmem ya da alıp göklere çıkarmam. Yaradılanı severim yaradandan ötürü diycem, o lafı da ismi lazım olmayan bir zat çok kullanıyor, vazgeçtim demiyorum.
Öyle yani, genel olarak insanlarla bir derdim yok. Halden anlarım, kendimi karşımdakinin yerine koyamaya, elimden gelen bir şeyler varsa yardım etmeye çalışırım. Kendi halinde, etliye sütlüye karışmayan bir insanım.

Öyle İşte...

Arada kafamı kaldırıp şöyle bir etrafıma baktığım da oluyor.
O zamanlar sadece güzellikler görsem, mesela ağaçlar, kuşlar, mutlu insanlar, huzurlu hayvanlar, ağlamayan çocuklar... O zaman belki kafamı eğip hayal dünyasına dönmek istemem tekrar. Ya da bu kadar sık kaybetmem kendimi pembe bulutların gölgelediği, turuncu güneşin aydınlattığı, bol köpüklü rüzgarların estiği sokaklarda. Mavi panjurlu evlerin kapılarını çalmam ya da pencerelerden sarkan sardunyaları koklamak için uzanmam. Ama olmuyor işte. Bu dünya böyle gelmiş böyle gidiyor. Kimse mutlu değil. Kimse hayatından yüzde yüz memnun değil. Sokak kedilerine bile gün yüzü göstermeyen insanlar varken nasıl mutlu olunur bu dünyada.

Ne Olacak Benim Bu Halim?

Herkese merhaba,
Bugün pazartesi ve ben artık pazartesileri sevmeye karar verdim. Ne o öyle her hafta başı depresyon, bıktım valla!
İşse iş, uykusuzluksa uykusuzluk, sıcaksa sıcak...Ne çok söyleniyoruz yaa yeter. Şehir insanı şımarıklığı bu vallahi. Şu yaşıma geldim, hiç işten güçten şikayet eden köy insanına rastlamadım ki onların yaptığı işin yanında bizimkiler devede kulak kalır. O yüzden saçmalamayı bırakalım ve işimize bakalım, nefes aldığımıza şükredelim ve hayatın tadını çıkaralım.

Kitap mı Ayakkabı mı?

Bazı kadınların (doğrusu: neredeyse tüm kadınların ) ayakkabı alma hastalığı vardır. Aldıkları ayakkabıların bir çoğunu belki hayatları boyunca hiç giymezler, bir gün lazım olur diye alır bir köşede unutulmaya terk ederler. Ben bunlara ayakkabı manyakları diyorum.
Bazı kadınların da kitap alma hastalığı vardır. Bu kadınlar evde okunmayı bekleyen kitapların varlığını hiçe sayarak yeni kitaplar almaya devam ederler. Onlar için dış görünüşlerinden ziyade beyinlerinin içi önemlidir. Giydiği ayakkabının markasını, modelini, eskimişliğini önemsemezler. Önemli olan ruhu beslemektir. Bunlara da kitap manyakları diyorum.
(Hem kitap hem de ayakkabı manyağı olanları tenzih ederim)
Şimdi bu manyakgillerin özelliklerini yazalım:

Sıcak ve Endoskopi Maceralarım

Bu sene yaz mevsiminden nefret eden tek kişi ben miyim?
Bu sıcak havalar nedir böyle? Hayır nankörlük yapmak gibi bir derdim yok, tamam sabahları servisle iş yerimize kadar gelip klimalı ofislerimizde sıcağı pek hissetmiyor olabiliriz ama ya klimanın bize yaptıkları ne olacak? Bu yaz hiç olmadığı kadar baş ağrısı çektim. Üstelik geceleri sıcaktan uyuyamaz oldum, resmen yatağın içinde eriyorum. Abartmıyorum son iki aydır gece ikiden üçten önce uykuya daldığımı hatırlamıyorum, rahat uyuyabilmek için kendimi deli gibi yormama rağmen. Evin bütün odalarını ve yatılabilecek tüm zeminleri denememe rağmen tık yok. Neyse az kaldı, az daha sıkalım dişimizi...

Geldim hooop geri gittim :)

Herkese koskocamanından bir merhabaaaa :)
Belki arada yazılarınıza bıraktığım yorumlardan fark etmişsinizdir, aslında ben döneli çok oldu ama nedense yazı yazmak içimden gelmiyor. Herkes gibi bana da oluyor böyle arada, bazen ara vermek gerekebiliyor. 
En son yazımın üzerinden 36 gün geçmiş. beni özleyen ve geri dön çağrısı yapan arkadaşlarıma çok çok teşekkür ediyorum. Ben de sizi özledim, yeniden aranızda olmak güzel :)

Yolcu Yolunda Gerek

Herkese merhabalar,
son zamanlarda blog dünyasından uzak kaldım, yazamadım, okuyamadım, yorum yapamadım, ama kimseyi de unutmadım. İşlerimi yoluna koyup daha güzel paylaşımlar için döneceğim. Hem zaten yazın herkes tatillerde orada burada.

Cuma Mutluluğu # 2


Bu resimdeki güzelliği fark edebilecek misiniz bakalım...
Bahçe güzelleri bunlar, tazecik, körpecik...
Bu sevimlinin üç tane de kardeşi var. Daha geçen yaz bunları dünyaya getiren Beyaz'ın kendisi yavruydu. Ne ara büyüdü de dört tane yavrucağı oldu. 
Her sabah evden çıkmadan ve akşam işten eve döner dönmez camı açıp sayım yapıyoruz, eksik varsa çıkıp arıyoruz. Geçen hafta sonu bir tanesi tel örgülerle çevrili bir bahçeye girmiş nasıl girdiyse, tuttum ensesinden getirip koydum annesinin yanına. Dün de bir tanesi yoktu piyasada, o kadar aradık bulamadık, neyse ki sabah içtimasında sayı dörttü de içimiz rahatladı :)

Germinal'in Sahibi...

Merhaba,
Bugün tam bir ay oldu, unutturmak için ne kadar uğraşsalar da biz unutmadık Soma'yı...
Her şeye rağmen Soma için çırpınan insanlar var hala.
En sevdiğim kampanya Gökyüzü Kütüphanesi. Soma'da ki 5 okula 5 kütüphane için kitap toplanıyor. Merak edenler için tıktık

Şimdi Senden Vaz mı Geçmeli?

Bilmem kaç yaşına geldiniz ve hala hayaller dünyasında mı yaşıyorsunuz?
Yaşam mücadelesi sizi sağdan soldan çekiştirirken siz kendinizi Alice Harikalar Diyarı'nda mı zannediyorsunuz?
Elalem denen görünmez insanlar topluluğu sizi kıskaçları arasına sıkıştıramadı mı?
Sokak ortasında dondurma yemekten, şen kahkahalar atmaktan, insanlara gülümsemekten utanmıyor musunuz?
Her an gelebilecek misafirlere mahcup olmamak için evinizi her daim bal dök yala tadında tutmak için çaba harcamıyor musunuz?
Mükemmel bir eş olarak işten gelir gelmez soluğu mutfakta alıp üç çeşit yemeğinizi yapmıyor musunuz?
Elleriniz hep manikürlü, saçlarınız hep fönlü, yüzünüz hep makyajlı değil mi?
Kaç yaşına geldiniz ve hala çocuk doğurmadınız mı?
Pardon ama siz ne yapıyorsunuz?
Ne kafası yaşıyorsunuz?


Blogger Kulübü



Merhaba,
Herkese depresyonsuz, sendromsuz musmutlu bir hafta diliyorum...
Her şeycikler gönlünüzce olsun...
Bu sıralar buralarda pek yokum, temmuzda KPSS  var ya, ona çalışıyorum ya da çalıştığımı sanıyorum :)
Neyse ben en azından çalışıyormuş gibi yapayım da ne olur ne olmaz...

Gelelim asıl meseleye, 
Sevgili Persephone düşünmüş taşınmış, yazdıklarımızı nasıl bir adım öteye taşırız, nasıl daha çok insana ulaştırırız demiş ve aklına bir facebook sayfası açmak gelmiş. Bu güzel fikir, fikir olmaktan çıkıp hayata geçmiş. Artık biz bloggerların da bir facebook sayfası var. Sağolsun Persephone beni de sayfa yönetimine dahil etti. 
Sayfamızın ismi Blogger Kulübü

Gece Gece Pazarlık


Dün akşam biraz erken yatalım da sabaha uykumuzu almış olarak kalkalım dedik. Bıdıkları da lazerle oynatarak iyice bir yorduk ki bize bulaşmasınlar, kapımızın önünde ağlamasınlar.
Neyse, pijamalar giyildi, dişler fırçalandı, yorgun bedenler yatağa bırakıldı, uykuya dalış anı beklendi, beklendi, beklendi...Gelmedi...
Salonda otururken yarı uyuklar vaziyette olan gözler cin gibi açıldı, hava da sıcak bir yandan, sağa dön yok, sola dön yok. Böyle durumlarda benim de çenem düşer, nerede alakasız konu var aklıma gelir, insanın uykusu hepten kaçar.

Soma Faciası-Germinal

13 Mayıs 2014' ü unutmayın...
Bugün tam iki hafta oldu o kara gün yaşanalı...Hayat ne çabuk normale döndü, telaşlarımız ne çabuk yakamıza yapıştı...301 maden işçisinin, emekçinin, babanın, evladın, kardeşin, eşin, dostun öldüğünü ne çabuk unuttuk..."Baba" kelimesi kalplerini acıtacak 432 çocuğun varlığına ne çabuk alıştık... Gündemimiz değişti hemen..Çözüm süreci hızlandı, doğu illeri hareketlendi, asker sivil gözetilmeksizin saldırılar başladı. Padişahımız efendimiz esip gürlemeye, ağzından köpükler saçmaya devam ediyor. Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyunu arttırabilmek adına tabanında yaktığı ateşi kuvvetlendirmek için veriyor odunu, açıyor ağzını, alevi-sünni çatışması çıkarmaya çalışıyor, gerçek terörist baş tacı edilirken Gezi' de ölenlere terörist diyor, kaşıyor, yaralara pis parmaklarını sokuyor, deşiyor insanların acılarını. Ve belki farkında değil ama her an her saniye beddualarımıza hedef oluyor. Her zaman söylüyorum, Soma için üç gün yas ilan edildi ve bitti, ama benim yasım beddualarım yerini bulana kadar devam edecek...

Kısırlaştırma


Bildiğiniz üzere Duman ve Gümüş adında iki pıtırcık kedim var ve dün yaptığımız veteriner ziyeretimizde kızgınlık dönemlerine girmek üzere olduklarını öğrendik. Bu durumda ya biran önce kısırlaştırma operasyonu yaptırmamız gerekiyormuş ya da ilk kızgınlık dönemini ilaçla bastırıp daha sonra kısırlaştırmamız gerekiyormuş.

Mehmet Ali...


16 yaşında...
Altı yıl önce anneleri terk etmiş Mehmet Ali' yi ve küçük kardeşini...
Babaları gözü gibi bakarmış çocuklarına...
Her gün madene girmeden önce yemek yapıp buzdolabına koyarmış çocukları aç kalmasın diye...
Madene son gidişinde de iki çeşit yemek yapmış Yüksel Cangül çocukları için ve geri dönmemiş...
Babasının cansız bedenini Mehmet Ali teşhis etmiş, o günden beri uyuyamıyormuş, başına ağrılar giriyormuş...
Annesi gelmiş, küçük kardeşini alıp gitmiş...
Mehmet Ali baba ocağını bırakıp gitmek istememiş...
Okuyup meslek sahibi olmak istiyormuş...

8 Gün Önce...



13 Mayıs 2014...
301 can yitip gitti...Yüzlerce insan için hayat o gün durdu...
Çaresizlikten girilen maden ocakları ocaklarını söndürdü, artık daha da çaresizler...
Haberleri, gelişmeleri hepimiz izledik, ağladık, sinirlendik, küfürler beddualar ettik, anlatmaya gerek yok...

Yalnızlık...


Doğdum bir gün anamın karnından,
açtım gözlerimi dünyaya, baktım çipil çipil.
Çocuk oldum, koştum oynadım,
yeri geldi kanattım dizlerimi, ağladım.
Biraz büyüdüm okula gittim, ilk okulu terkettim.
Askerlik, iş güç, yuva kurma telaşı derken hayat aktı gitti.
İlki, ikincisi, üçüncüsü derken boy boy evlatlarım dizildi.
İyi evlat oldular mı?
Oldular.
İyi baba olabildim mi?
Olabildim mi?
Sorumun cevabı, aynadaki yalnızlığımda.
Sorumun cevabı, sofradaki katıksızlığımda.
Sorumun cevabı, televizyonun yüksekçe açılan sesinde,
ikinci bardağı içilemeyen çayımda,
kuruyan ekmeğimde,
içmeyi unuttuğum ilaçlarımda,
bayramdan bayrama çalınan kapımda,
geceleri ılık ılık yanağıma süzülen yaşlarda,
artık göçüp gitmeye duyduğum heveste.
Sorumun cevabı dilime varmayan yüreğimde.

Ağustos Böceği İle Karıncanın Aşkı

Biz eşimle aynı kampüste çalışıyoruz. Sanırım çalışma hayatımın en sevdiğim tarafı bu. Öğle aralarında birlikte yemek yiyoruz, yemek sonrası kampüste yürüyüş yapabiliyoruz. Bazen birlikte küçük kahve molaları bile verebiliyoruz. 
Dün yine yemek sonrası yürüyüş yapıyoruz kampüste. Önümüzdeki hafta bahar şenlikleri olduğundan şenlik alanında çalışmalar var, ses sistemleri falan getiriliyor bir yerlerden, tatlı bir telaş var yani buralarda. Şenlikte de ilk gün Duman, son gün Ezginin Günlüğü konserleri var :)

Konuşurken Gözüme Bak

Malumunuz yaz geldi geliyor...
Güneş yüzünü iyice gösterdi...
Bir sıcak basması, bir bunalmalar, bir afralar tafralar...
Çarşıda pazarda acele acele halledilen işler, kendini serin gölgelik bir yerlere atma çabaları...
Elde yarım litrelik su şişeleriyle gezmeler...
Toplu taşıma araçlarına binmekten nefret eder hale gelmeler...
Klimalar, vantilatörler yüzünden şişen faturalar...
Sabahın köründe kalkıp işe gitmek zorunda olan insanları düşünmeden sabahlara kadar balkonlarda oturup çen çen çene çalmalar...
Çok yakında...
Bu liste böyle daha uzar gider de...

Hafta Sonları Ne Kadar Çabuk Geçiyor Değil mi?

Bütün hafta uykusuzluk çektiğim için cumartesi doya doya uyuma hayallerim vardı benim, ama evde iki adet kurulum gerektirmeyen çalar saat olduğunu unutmuşum. Sağolsun kızlar cumartesi demediler, pazar demediler, anne babamız biraz uyusun dinlensin demediler, bizi yataktan çıkarmayı başarana kadar kapının önünde mıyıkladılar da mıyıkladılar. Sabahın 7 buçuğunda bizi ayağa diktiler. Hayır kalktık da ne oldu?
Tek dertleri bizi uyandırmakmış meğer, bizi uyandırıp normal hayatlarına geri döndüler...
Ama kendileri bütün gün uyudular, kedi değiller mi?

Güzellik Anlayışı

Uzun bir süredir bir tek diziyi izlemek dışında televizyonun yanından bile geçmiyorum. Kendisiyle küsüm. Küslüğümün nedeni de sadece gereksiz, boş ve zaman kaybı olan yayınları yüzünden değil. Küsüm çünkü istisnasız her dizisinde, her programında, her reklamında boy gösteren insanların gerçek dışı olması.
Arkadaş hepiniz mi güzellik yarışmasından fırladınız, hepiniz mi spor salonlarından yuvarlandınız?
Bizim yurdum insanlarımız nerede?

Verdiğimiz Rahatsızlıktan Ötürü...

Ben çok tez canlı bir insanın, aklıma bir fikir geldi mi hemen uygularım, sonra da pişman olabilirim.
Nitekim yine öyle bir şey oldu, kitap fuarında geçirdiğim ve aldığım kitapların da gazına gelerek bir kitap blogu açtım bildiğiniz üzere. Sonra düşündüm ve ne kadar gereksiz bir iş yaptığımı fark ettim. 
Sokak Kedisi Bob'un üstüne iki kısa öykü kitabı daha okudum ve anladım ki okuduğum her kitabı bloga yazacak hevesim yok. Bir kitabı blogumda yazmak için beni gerçekten etkilemesi ve yazmaya, anlatmaya değer olması gerekiyor, aksi taktirde hiçbir şey ifade etmiyor. Kendimden bir şey katamadığım zaman sevimsiz ve sıradan olacak biliyorum. Sırf yazmış olmak için yazmayacağım. O yüzden İki Kedi Bir Kitap macerama nokta koyuyorum, böylece siz sevgili arkadaşlarımı da iki blog arasında git gel yapmaktan kurtaracağım :)
Kabul ediyorum saçmaydı, ama ne demişler zararın neresinden dönersen kardır...

Sokak Kedisi Bob-James Bowen

Herkese günaydın...
Haftanın ortasına gelmiş bulunmaktayız.
Yarın tatil olması eminim ki benim gibi sizleri de mutlu ediyordur...
Umarım yarın kimsenin canı acımadan güzel güzel kutlanır 1 Mayıs...



Bob ve James'in hikayesi baştan sona gerçek, kurmaca değil. Yolunu kaybetmiş bir kedi ve   umudunu kaybetmiş bir adamın kesişen hayatlarının hikayesi...

Hafta Sonları Ne Kadar Önemliymiş Meğer


Kitap fuarı maceralarım nedeniyle iki hafta sonu üst üste çalıştım. Hayatımın hiçbir pazarında bu kadar yorulmadım. 
Fuarın son günü bizim için mesai 10.30 da başladı. En yoğun saatler 13-17 arasıydı. Anonsçu teyze yine formundaydı ve herkesi gülümsetmekten geri kalmadı. Gülümseten de sadece anons şekli değildi üstelik :)

Fuar Notlarım-2

Hep satacak değilim ya biraz da alayım dedim ve 23 nisanın tatil olmasını fırsat bilip fuara koştum. Öğlen 12-13 arası fuarda olmama rağmen müthiş bir kalabalık vardı. Bu beni yıldırmadı tabi ki, aksine o kalabalığın içinde kitaplara bakmak çok daha eğlenceliydi.
Fuar başlamadan önce o kadar tatava yaptım, fikirler aldım, listeler hazırladım, ama kitapların içine dalınca liste miste uçtu tabi. Fuardan çıkarken "eee liste?" dedim, eşim "yok liste miste, önce bu aldıklarını oku" dedi, ben de süt dökmüş kedi misali sessiz sessiz yürüdüm :)
Bir de şu var ki, fuardan indirimli aldığımı sandığım kitapların bazıları nette çok daha ucuzmuş, bu da listeye uymamanınn cezası olsa gerek :) Olsun, kitaba verdiğim paralara hiç acımam doğrusu...

Fuar Notlarım-1

Malumunuz 19-20 Nisanda Tuyap 19. İzmir Kitap Fuarı'nda Altın Kitaplar'ın standında görevliydim. Sabah 10.30 da başlayan mesaim akşam 19.00'a kadar aralıksız sürdü. Bir ara sadece yemek molası verdim o kadar.
Hayatımda çalışmaktan, yorulmaktan keyif alacağım başka bir iş olamazdı herhalde.
Kitap okumayı seven bir insanın kitap okumayı sevenlere kitap satması.
Kitap fuarına birbirinden farklı yüzlerce insan geliyor, ama hepsinin ortak bir noktası var...Kitaplar...


Kedici Teyzenin Takıntı Mimi :)

Merhaba,
Blog dünyasında çok sevdiğim ve her yazdığını severek okuduğum Müjde ablam çok eğlenceli bir MİM hazırlamış, kendisi yapmış, bizleri de mimlemiş. Ben de hemen aklıma gelen bütün takıntılarımı yazdım, bakalım sizinkilere benziyor mu?

Tavsiyeleri Görelim Lütfen :)


Malumunuz bu hafta sonu 19. İzmir Kitap Fuarı kapılarını tüm kitap severlere açıyor. Ben her iki hafta sonu da Altın Kitaplar'ın standında çalışacağım, bu yüzden pek gezme şansım olmayacak. Ama ben bir çözüm buldum elbette ve kendime bir liste çıkarttım. Böylece almak istediğim kitapları hızlıca alacağım ve stantların arasında da kaybolmamış olacağım. 
Listemi hazırlarken yeni isimlere ağırlık verdim. Habire aynı yazarları okuyup duracağıma daha önce hiç okumadığım yazarlara yöneldim. Yayın evlerinin sitelerinden incelemeler yaptım. En sevdiğim yayın evleri Can ve Yapı Kredi.

Son Ada

Bir ada düşünün, gözlerden uzak... 
Bir avuç insanın sessiz sakin, kardeşçe, huzur ve mutlulukla bir arada yaşadığı bir ada...
Haftada bir kez adaya yanaşıp ihtiyaçları karşılayan bir tekne...
Tüm gözlerden uzak, hiçbir kötülüğün ayak basmadığı, kimsenin kimseyi hor görmediği bir ada...
Hayatın tüm koşturmacasından arınmış, siyasetin, kadın cinayetlerinin, çocuk kaçırılmalarının, terörün, hırsızlığın adının bile geçmediği bir ada...
Adada yetişen çok değerli bir fıstık türünün toplanıp satılmasıyla elde edilen paranın ada sakinlerince paylaşılıp gül gibi geçinildiği bir ada...

Kediden Torun Olur mu?

Haziran 18'de evliliğimizin ikinci yılını devirmiş olacağız biricik eşimle...Aynı gün dünya üzerindeki 28 yılımı da geride bırakmış olacağım...Eşime kolaylık olsun diye nikah tarihimizi doğum günüme denk getirdim de, ne kadar düşünceliyim değil mi :) Niye söylüyorum bunları? Torun meselesi yüzünden tabi ki...

Kitap Pazarlığı


Küçükken başladı bende
kitap için pazarlık yapma sevdası...

Yanlış anlamayın, parası konusunda değil benim pazarlığım, sayısı konusunda...
İlk okula giderken ben de her çocuk gibi oyuna meraklıydım, sokağa, arkadaşlara, koşturmacaya...
Evde de sürekli elinde kitap, gözünde gözlük, yanında çayı, keçi sakallı bir baba figürü...entel dantel :)
Babalar hep ister ki, çocukları da kendisi gibi olsun...
Ama daha küçüğüm tabii, bakıyorum babamın okuduğu kitaplara, hiçbir şey anlamıyorum...

BİN MUHTEŞEM GÜNEŞ-Khaled Hosseini


"Bu kentin ne çatılarını ışıldatan ayları sayabilirsin,
Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi..." 
(Saib-i Tebrizi)


EY ÖZGÜRLÜK...


"Okulda defterime, sırama, ağaçlara yazarım adını
Okunmuş yapraklara, bembeyaz sayfalara yazarım adını
Yaldızlı imgelere, toplara tüfeklere, kralların tacına,
En güzel gecelere, günün ak ekmeğine yazarım adını
Tarlalara ve ufka, kuşların kanadına,
Gölgede değirmene yazarım.
Uyanmış patikaya, serilip giden yola,
Hınca hınç meydanlara adını ey özgürlük...

Karanlık


Karanlık bir yerlerdeyim bu günlerde,
Ruhum daralıyor, sığamıyorum hiçbir yere,
Umutlarım, hayallerim saçılıyor yerlere,
Bir de bakıyorum ki tebessümüm başka yüzlerde...


Sevdik Sevdalandık MİMlerle Bağlandık :)

Bu günlerde blog dünyası olarak pek bir sevgi kelebeğiyiz, aman nazar değmesin, bu neşemiz, kaynaşıklığımız daim olsun diyerekten konuya girmek istiyorum hemen...Malumunuz mimlenmeler ve mimlemeler tüm hızıyla sürüyor. Ne mutlu ki bana ben de mimlendim hem de iki gün içerisinde tam üç kez :))

Yola Çıkanlar&Yoldan Çıkanlar



Bir rivayet vardır bilir misiniz?


Bu rivayete göre insanlar ikiye ayrılırmış;
Yola çıkanlar ve yoldan çıkanlar diye...
Kim demiş, neden demiş, ne zaman demiş, kimleri ölçüp biçmiş de demiş orasını bilemem, ama demiş neticede...

Belki de Mimlenmişsinizdir Kim Bilir :))


Dün başlayan mim çılgınlığı tüm hızıyla sürüyor, sevgili yumiyum da beni mimlemiş, buradan kendisine teşekkürlerimi iletiyorum veee hemen sorularımı yanıtlamaya başlıyorum, biraz daha gecikirsem mimleyecek kimse kalmayacak yoksa :))

Bir Garip Akademisyen

Geçen yaz, çalıştığım firmada dahil olduğum projenin izlemesi için TUBİTAK tarafından görevlendirilen ODTÜ'lü bir profesörü ağırladık. Kendisi oldukça nazlı bir hocamızdı. Önce hava alanında karşılandı, çok vaktim yok şöyle kıyıda köşede oturup konuşalım dedi, iyi ama sen buraya proje izlemesi için gelmedin mi? Neymiş, Özbek'de kardeşinin yazlığına gidecekmiş...

Yoldan Geldim...Yorgunum...

Merhaba,
Sonunda kedilerimizle yaptığımız bir haftalık tatilimiz sona erdi.
7 mart cuma akşamı trenle ayrıldığımız İzmir'e 16 mart pazar günü yine trenle döndük.
Döndük ama nasıl döndük...Yolculuk hariç çok güzel bir hafta geçirdik ailelerimizle birlikte, ama yolculuk malesef hem kızlarıma hem de bize işkence oldu. Hatırlamak bile istemiyorum. Eve döndüğümde oturup hüngür hüngür ağladım, o derece sinirlerim bozuldu...Neyse, sonuç itibariyle hepimiz sağ salim evimize vardık, önemli olan bu. Ayrıca bir not: trenlerde evcil hayvan taşımak serbest, ama sadece pulmanda, yataklı kısımda yasakmış, neden mi? Bir milletvekili tüy yutmuşmuş da analiz ettirmişmiş de kedi tüyü çıkmışmış da...Eeee bu insanın da kılı tüyü olabilir, sonuçta her yolcudan sonra o örtülerin yıkanıp temizlenmesi gerekmiyor mu, anlamadım...

Burakcan Karamanoğlu

Abdulllah Cömert, Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan öldüğünde konuşmayan adam Burakcan Karamaoğlu öldü, anında mikrofonlara sarıldı. Neden?
Çünkü Burakcanın ölümünü kendi çıkarları için kullanmaya çalışıyor. Bizden biri öldürüldü bakın diyor. Daha önce hayatını kaybedenlerin failleri hala meçhulken Burakcanın ölümünün sorumluları anında bulunuyor ve dolaylı olarak CHP'nin üzerine yıkılıyor. Kim inanır buna?
Burakcan belki de bu ölümler arasında en kötüsü, çünkü Burakcanı sadece mağdur edebiyatı yapabilmek ve milleti birbirine düşürebilmek için bizzat kendisinin öldürttüğüne inanıyorum.
Yazık oldu sana Burakcan, keşke diğer kardeşlerimiz de sen de ölmeseydiniz. Onların ismi asla unutulmayacak, ama senin adın yalnızca bazılarının çıkarları için anılacak. Berkin için, Ali İsmail için üzülenler senin için de üzülecek ama o kadar. Sen amaçların en aşağılığı için öldürüldün. Umarım annen baban senin gerçek faillerinin kimler olduğunu en kısa zamanda anlar.

Kedilerle Yolculuk

Merhaba pek sevgili arkadaşlar...
Bu aralar nedense içimden pek yazmak gelmiyor, ama yazılarınızı okuyorum zevkle...
Sizlerle bir sıkıntımı paylaşmak ve hatta fikirlerinizi almak istiyorum...
Bildiğiniz gibi bizim kasım ayından bu yana hayatımızda olan Duman ve Gümüş adında iki kızımız var, kendileri yaklaşık olarak 6-7 aylıklar...

Geçip Giden Zamanları Bir Yerlerde Bulsam...

Bu günlerde sıkça sorguluyorum.
Ne için yaşıyoruz?
Var olmamızdaki amaç ne?
Alıp verdiğimiz nefes, yediğimiz yemekler, içtiğimiz su ne için?
Mutlu olmak için mi yaşıyoruz?
Sevmek sevilmek için mi?
Hoşça vakitler geçirmek, gülüp eğlenmek için mi?
Ailelerimizle doyasıya vakit geçirmek için mi?
Kardeşimizle sohbet etmek, babamızın dizine başımızı koymak, annemizle dertleşmek için mi?
Eşimizle ya da sevgilimizle dilediğimiz gibi bir hayat yaşamak için mi?
Dostlarımızla istediğimiz an bir fincan kahve içmek için mi?
Şöyle dertsiz tasasız, hiçbir şey düşünmeden arkamıza yaslanıp güzel bir kitap okumak için mi?
Yazın sahil sahil dolaşıp, kışın karlı dağlarda salınmak için mi?

Ben de Köy Çocuğu Sayılırım

86 yılının haziran ayında köyün ebesiyle annemin iş birliği sonucu  açmışım dünyaya gözlerimi. Doktor, hastane falan uzak o zamanlar, araçta yok ki atlayıp gidesin...hem ebenin nesi varmış, doğurtmuş işte. Gerçi ben de erken doğmuşum da ölür yaşamaz bu demişler. Bir rivayete göre kaşık kadar kafam çatal ucu kadar parmaklarım varmış, kedi yavrusu gibi bir şeymişim herhalde. İsim koymamışlar bir süre. (Meğer eşime de aynı muameleyi yapmışlar doğduğunda, aşk tesadüfleri seviyor mudur gerçekten nedir:) Ama neyse ki ben inatçı çıkmışım, ve zamanla bir isim almaya hak kazanmışım. Hatta o kadar inatçı çıkmışım ki, bildiğin tosuncuk olmuşum ya, baksanıza :)

Mucize mi Hani Nerede?


Sizde de böyle mi?
Ben sürekli şu cümleyle birlikte yaşadığımı fark ettim: "Bir bitsin de bakalım ne olacak?"

Dikkat Duman Sesleniyor :)


Yaa inanır mısınız anneme yalvarmaktan dilimde tüy bitti, bir haftadır peşinde dolanıyorum, yapmadığım şebeklik kalmadı. Neden? Sırf şu Gümüş hanımın ağzının payını verebilmek için. Geçen hafta hakkımda atıp tutmuş bayan çok bilmiş. Okumadıysanız eğer şuraya bir pati atıverin yeter.
Ama annem tutturmuş bir olmaz da olmaz, neymiş ortalıkta fazla görünmemeliymişiz, kedi katilleri kol geziyormuş. Dikkatli olurum sen merak etme dedim de zor ikna ettim. 

Siz de Merak Ediyor Musunuz?

Şahsen ben çok merak ediyorum...
Sımsıkı kapalı perdelerin arkasına saklanmış hayatları...
Yolda yürürken, takside ya da otobüste yolculuk  yaparken ufacık da olsa bir açıklık arıyor gözlerim...

Blog Bağımlılığı-Blog Yoldaşlığı

Siz de de var mı böyle bir bağımlılık?
Blog dünyasına gireli daha iki ay olmadı ama ben resmen bir bağımlı gibi davranmaya başladım...

Çocuk Olayı Zordur Demedi Demeyin

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba.
Umarım çok çok güzel bir hafta geçiririz hep beraber :)
Bu arada havalar yine soğudu mu ne, ne güzel azıcık ısınmıştık.
Yağmur yağsa yine iyi, en azından barajlar dolar ama böyle boş yere soğuğu sevmiyorum yaaa :(
Neyse, gelelim asıl mevzuya. 
Aşağıdaki karikatürü görünce bugün çocuk konusunda yazayım dedim.

Cuma Mutluluğu # 1

Yaşasın bugün cumaaa...
Haftanın en sevdiğim günü...
Yarın sabah alarm sesisyle değil, artık uykumu aldığımı söyleyen kendi iç sesimle uyanacağım...
Yataktan pür telaş içinde değil, gerine gerine kalkacağım...
Gidip birazcık kızlarımın gırlamasına sebep olacağım...
Güzel bir hafta sonu kahvaltısı için işe çaydanlığa su koyarak başlayacağım...
Hafiften bize eşlik eden bir müzik de fena olmaz hani...

Gelin Çiçeği


Şu düğün dernek olaylarını milletçe ne kadar abartıyoruz değil mi?

İki insanın birbirlerine karşı hissettikleri masumca duygulardan yola çıkıp deli gibi paraların harcandığı organizasyonlara dönüşmesinden bahsediyorum. Halbuki sevmek sevilmek ne kadar da basit, ne kadar içten, parası olsun ya da olmasın her insanın yaşayabileceği türden bir eylemken, düğün dernek olayları tam tersi özellikler taşır bünyesinde. Özellikle de bu işi gösteriş uğruna yapanlar için söylüyorum, hiç de yaşadıkları duygularla örtüşmeyen organizasyonlardır.

Benden Bişeyler

Hafta ortasından herkese merhabaaaaa...
Bu günlerde beklemekte olduğum bir haber var, o yüzden modum düşük, tamamen beklediğim habere yoğunlaşmış durumdayım. Ne kitap okuyabiliyorum, ne kızlarımla ilgilenebiliyorum, ne işime adapte olabiliyorum...
Cuma günü olsa biran önce de kafam rahatlasa artık...

Neyse, günler tüm yavaşlığıyla geçedursun, ben size bir şeyler anlatayım bu arada, siz de okuyun olur mu :)

Madde 34-Anayasal Hakkım

Herkese mutlu bir hafta diliyorum, tabii güzelim ülkemiz her gün başka bir olayla çalkalanırken ne kadar mutlu olabilirsek...
Dün akşam haberlerde izlemişsinizdir belki, üç kişi (iki erkek, bir kadın) İstanbul Emniyet Müdürlüğünün önünde bir şeyleri protesto etmek için oturma eylemi yapmak istemişler. Neden olduğunun ne önemi var, insanlar anayasanın kendilerine vermiş olduğu hakkı kullanarak gayet medeni bir şekilde oturma eylemi yapmaya çalışıyorlar. 

Subay mı Jön mü?


Herkese merhaba, 
Öncelikle bugün cuma olduğu için çok mutlu olduğumu belirteyim, malum iki gün dinlenmece :)
Hafta sonu da çalışmak zorunda olanlara şimdiden kolay gelsin...
Bugün yazmak istediğim şey bizim üniversitenin duyurularında gördüğüm bir ilanla ilgili. İlanı veren kurum Türk Hava Kuvvetleri.

Yılanların Öcü-Fakir Baykurt



Baykurt' un 1954 yılında tamamen köy diliyle yazdığı bu kitap zamanın bürokratları tarafından müstehcen bulunmuş ve bu sebepten 1959 yılında öğretmenlik görevinden uzaklaştırılan Bayburt hakkında soruşturma açılmış. Kitabı okumadan önce bunu öğrendiğimde çok merak ettim doğrusu, o yılların müstehcenlik anlayışını ve kitabı okuduktan sonra da şaştım kaldım. demek ki o zamanın bürokratları şimdi yaşasalar piyasada kitap bulamayacaktık. Gerçi onlara pek de ihtiyaç yok ya...

Biri Diyet mi Dedi :(

Herkese merhabaaaa :)
Şimdi siz sevgili dostlarla bir derdimi paylaşacağım...
Ben artık tam 60 kiloyum :( 
Evet yanlış duymadınız...
Daha ne bir çocuk doğurmuşluğum var, ne kronik bir hastalığım var ne de metabolizmamı yavaşlatacak bir yaştayım...Ama tam tamına 60 kiloyum.
Nedeni basit aslında...Üşengeçlik...
Evet...Ben bırakın spor yapmayı, diyet yapmaya bile üşeniyorum :)
Ve malesef yemek yemeyi seviyorum, en çok da tatlılaaaaar :(

Çöpten Toplanan Hayatlar


Her gün yeni ve taptaze bir hayat başlar hepimiz için, yaşanacak güzel bir güne doğar güneş içimizi ısıtmak için, ama biz fark etmeyiz. Güneş'in her sabah yeniden doğması bir şey ifade etmez, sıradan gelir bize. Uyanmak istemeyiz bir türlü, beş dakika daha fazla uyuyabilmek için erteler dururuz saatlerimizi. Her sabah of çekerek indiririz ayaklarımızı yataktan, sürüne sürüne gideriz elimizi yüzümüzü yıkamaya. Söylenerek giyiniriz üstümüzü. "ayyy sabahın köründe de hiç bir şey yiyemiyorum, midem almıyor." diye şikayet ederiz kahvaltı masasında. 

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört-George Orwell


Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, 2014 yılında okuyup bitirdiğim ilk kitap. Kitabı okurken tam 18 farklı noktaya işaret koymuşum, ki atladığım bir çok yer var daha. Ders kitabı niteliğinde. Hem bir solukta okunuyor, hem de sindirilmesi gerekiyor. 
İlk kez 8 Haziran 1949'da basılan kitap 1950'de Josef Stalin tarafından kendi iktidarının hicvedildiği gerekçesiyle SSCB'de yasaklanmış.
Bu kitap Celal Üster'in çevirisiyle Can Yayınları' ndan çıkmış, çevirisi çok iyiydi, anlaşılmayan tek nokta yoktu diyebilirim.

Eski Zaman Aşkları


Öncelikle bu yazıyı okuma nezaketi gösterecek herkese merhaba. Bu gün sizlere biraz eskilerden bahsetmek istiyorum, yazının başlığına aldanıp eskiden aşklar şöyleydi şimdi yaşananlar aşk mı falan filan diye ahkam keseceğimi sanıyorsanız yanılmıyorsunuz, tam da öyle yapacağım :)
Bunun için de önce birinci elden dinlediğim, hala da şahitliğini yaptığım bir aşk hikayesinden bahsedeceğim sizlere, kendimden değil tabii ki, o kadar eskimedik daha :)

2014 Getiriyor mu Götürüyor mu?


Herkese merhaba,
öncelikle yeni yılın herkese iyi gelmesini diliyorum, umarım kalbinizden geçen tüm güzellikler gerçekleşir, umarım kahkahalarınızın duvarları çınlattığı bir yıl geçirirsiniz.
Biz yeni yıla kızlarımızla birlikte PTT modunda girdik, pişman da değiliz :)