Kadın erkek eşitliğine her zaman ve her koşulda inanıyorum. Evet, kadınlar ve erkekler belirli fiziksel ve fizyolojik farklılıklara sahip olsalar da iş hayatında, günlük yaşamda, evde, sokakta her zaman ve her koşulda eşit olmalı. Meslekler kadın işi, erkek işi diye ayrılmamalı. Mühendislik erkeğe yakışır, kadınlar için ideal meslek hemşirelik ya da öğretmenliktir gibi söylemler olmamalı. Bir kadın isterse inşaat mühendisi olabilmeli, bir erkek isterse hemşirelik yapabilmeli. Sokaklar kadın erkek çoluk çocuk herkes için her zaman güvenli olmalı, bir kadın korkmadan, istediği saatte dışarı çıkabilmeli. Bu konu böyle uzar gider. Bu yazının esas konusu evdeki eşitsizlik.
Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kötüyüz
İçimde bir çığlık var, öyle güçlü, öyle yakıcı ki. Tüm organlarıma baskı yapıyor, boğazımı sıkıyor, ruhumu eziyor sanki. İçimde. Çıkmıyor dışarı. Ah bir açabilsem ağzımı, bir salabilsem o çığlığı dışarı. .. Rahatlar mıyım acaba?
Yalnızlık...
Etrafında hiç insan olmaması mı?
Konuşacak, iki çift lafın belini kıracak, bazen gülüşüp
bazen susacak, birlikte dalıp birlikte çıkacak kimsenin olmaması mı?
Nedir yalnızlık?
Sustuğunda bile seni dinleyecek, kalp atışlarının ritminden
ruh halini çözecek, büzülmüş dudaklarından özneler bulup bakışlarından
yüklemler çıkaracak kimsenin olmaması mı?
İnsan Ne İşe Yarar?
Hani Tolstoy'un bir kitabı var ya "İnsan Ne İle Yaşar" diye, o aklıma geldi ve düşündüm. Sonra insanın ne ile yaşadığını düşünmeyi bırakıp ne işe yaradığını düşünmeye başladım ve inanmayacaksınız ama insan denen varlığın ne işe yaradığını bulamadım.
Ruh ve Beden
Söylene söylene çıkarsın en sonunda sıcacık yatağından. Bir sabah rutinidir el yüz yıkamak ve güne çapaksız gözlerle başlamak. Üstünü başını giyersin, saçını başını tararsın. Aynaya baktığında bir hayaletle karşılaşmamak için biraz makyaj yaparsın. Belki bir iki lokma da bir şeyler atıştırırsın evden çıkmadan önce. Ve gün başlar...
Çıplaklık
![]() |
| Görsel Google'dan alıntıdır |
Ben çocukken, bilgisayar teknolojisi henüz bu kadar gelişmemişken, en azından hafta sonları eve mutlaka gazete alınırdı. Kahvaltıdan sonra içilmeye devam edilen çaylara bu gazete eşlik ederdi.
Babam gazetenin siyaset, ekonomi, gündem ile ilgili olan 'ana' kısmını alırdı eline, ben kültür sanat eklerine yumulurdum, anneme de kala kala magazin ve bulmaca ekleri kalırdı. Kardeşim ne yapsın gazeteyi, o çizgi film derdinde olurdu genelde.
Hayat Bizi Beklemez...
Hayat bizi bekler mi ?
Beklemez.
Kendi kendine akıp gider.
Siz ister ona ayak uydurur, onunla beraber yol alırsınız, ister geride kalıp peşinden koşar, yetişmeye çalışırsınız.
Ya da hepten koyverip akıp giden hayatın arkasından el sallarsınız.
Beklemez.
Kendi kendine akıp gider.
Siz ister ona ayak uydurur, onunla beraber yol alırsınız, ister geride kalıp peşinden koşar, yetişmeye çalışırsınız.
Ya da hepten koyverip akıp giden hayatın arkasından el sallarsınız.
Hizaya Gel...
Normalde insan ayırmam, burun kıvırmam, kimseyi küçük görmem ya da alıp göklere çıkarmam. Yaradılanı severim yaradandan ötürü diycem, o lafı da ismi lazım olmayan bir zat çok kullanıyor, vazgeçtim demiyorum.
Öyle yani, genel olarak insanlarla bir derdim yok. Halden anlarım, kendimi karşımdakinin yerine koyamaya, elimden gelen bir şeyler varsa yardım etmeye çalışırım. Kendi halinde, etliye sütlüye karışmayan bir insanım.
Öyle İşte...
Arada kafamı kaldırıp şöyle bir etrafıma baktığım da oluyor.
O zamanlar sadece güzellikler görsem, mesela ağaçlar, kuşlar, mutlu insanlar, huzurlu hayvanlar, ağlamayan çocuklar... O zaman belki kafamı eğip hayal dünyasına dönmek istemem tekrar. Ya da bu kadar sık kaybetmem kendimi pembe bulutların gölgelediği, turuncu güneşin aydınlattığı, bol köpüklü rüzgarların estiği sokaklarda. Mavi panjurlu evlerin kapılarını çalmam ya da pencerelerden sarkan sardunyaları koklamak için uzanmam. Ama olmuyor işte. Bu dünya böyle gelmiş böyle gidiyor. Kimse mutlu değil. Kimse hayatından yüzde yüz memnun değil. Sokak kedilerine bile gün yüzü göstermeyen insanlar varken nasıl mutlu olunur bu dünyada.
Yalnızlık...
Doğdum bir gün anamın karnından,
açtım gözlerimi dünyaya, baktım çipil çipil.
Çocuk oldum, koştum oynadım,
yeri geldi kanattım dizlerimi, ağladım.
Biraz büyüdüm okula gittim, ilk okulu terkettim.
Askerlik, iş güç, yuva kurma telaşı derken hayat aktı gitti.
İlki, ikincisi, üçüncüsü derken boy boy evlatlarım dizildi.
İyi evlat oldular mı?
Oldular.
İyi baba olabildim mi?
Olabildim mi?
Sorumun cevabı, aynadaki yalnızlığımda.
Sorumun cevabı, sofradaki katıksızlığımda.
Sorumun cevabı, televizyonun yüksekçe açılan sesinde,
ikinci bardağı içilemeyen çayımda,
kuruyan ekmeğimde,
içmeyi unuttuğum ilaçlarımda,
bayramdan bayrama çalınan kapımda,
geceleri ılık ılık yanağıma süzülen yaşlarda,
artık göçüp gitmeye duyduğum heveste.
Sorumun cevabı dilime varmayan yüreğimde.
Konuşurken Gözüme Bak
Malumunuz yaz geldi geliyor...
Güneş yüzünü iyice gösterdi...
Bir sıcak basması, bir bunalmalar, bir afralar tafralar...
Çarşıda pazarda acele acele halledilen işler, kendini serin gölgelik bir yerlere atma çabaları...
Elde yarım litrelik su şişeleriyle gezmeler...
Toplu taşıma araçlarına binmekten nefret eder hale gelmeler...
Klimalar, vantilatörler yüzünden şişen faturalar...
Sabahın köründe kalkıp işe gitmek zorunda olan insanları düşünmeden sabahlara kadar balkonlarda oturup çen çen çene çalmalar...
Çok yakında...
Çok yakında...
Bu liste böyle daha uzar gider de...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



