Annelik Halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annelik Halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Parklar Ve Çocuklar

Havalar ısınmaya karar verdiyse biz de yavaş yavaş park gezmelerine başlayabiliriz artık.
Oturduğumuz semtte ne yazık ki çok güzel parklar yok. Genellikle eve en yakın olan parkı tercih ediyoruz, ama o da okulun hemen yanında olduğu için ilk okul çocukları tarafından işgal ediliyor. Düzgün bir şekilde oynasalar sorun yok da, çocuklar enerji patlaması mı yaşıyorlar nedir, kaydırakların tepelerine çıkıyorlar, kaydıraklardan kaymak yerine aşağıdan yukarıya tırmanıyorlar, dikkatsizce koşturuyorlar. Haliyle henüz kendine dikkat etme becerisi gelişmemiş olan küçük bir çocuk için de tehlikeli oluyor.

Alıp Başımı Gidesim Var...

Yorgunum.
Uyumak istiyorum.
Saatlerce hiçbir şey yapmadan oturmak istiyorum.
Boş boş bakmak istiyorum.
Sağır, dilsiz ve hareketsiz olmak istiyorum.
Bir süreliğine.

Mükemmel Annelik Sendromu

Hiç dikkatinizi çekti mi bilmem, son zamanlarda "mükemmel annelik" diye bir şey var. Annelikte resmen bir çığır açıldı. Anneler kendilerini aştılar. Etrafta kötü anne, yetersiz anne, ilgisiz anne, bıkmış anne, çıldırmış anne, kafayı yemiş anne, sıtkı sıyrılmış anne yok. Bütün anneler mükemmel. Bütün anneler anneliğin kitabını yazmış, profesörü olmuş. 

Yalnızlık...



Yalnızlık nedir?
Etrafında hiç insan olmaması mı?
Konuşacak, iki çift lafın belini kıracak, bazen gülüşüp bazen susacak, birlikte dalıp birlikte çıkacak kimsenin olmaması mı?
Nedir yalnızlık?
Sustuğunda bile seni dinleyecek, kalp atışlarının ritminden ruh halini çözecek, büzülmüş dudaklarından özneler bulup bakışlarından yüklemler çıkaracak kimsenin olmaması mı?

Rutin, Çok Rutin...

Bir gün nasıl başlıyor, nasıl bitiyor anlamıyorum. Sabahları gözlerimi zor açıyorum, akşamları kendime vakit ayırabilmek için de kapatmak istemiyorum. Yoruluyorum, bazen sıkılıyorum, daralıyorum ama cidden anlamıyorum, zaman nasıl bir hızla akıp geçiyor. 

30. yaş günüme bir aydan az bir zaman kaldı. Efe dokuz aylık oldu. Ben ne zaman büyüdüm, anne oldum, Efe ne zaman doğdu da yerinde durmayan bir afacana dönüştü. 

Hey zaman! Sana soruyorum, bu acelen ne? Biraz yavaş geçip gitsen, tadın damağımızda kalmasa, seni şöyle sindire sindire, tadına doya doya yesek olmaz mı? Olmaz di mi? Nereye yetişeceksen?

Şu sıralar her şey çok rutin, hatta öyle rutin ki, sırf değişiklik olsun diye bir sabah beyaz peynir bir sabah kaşar peyniri yiyorum, bir sabah yeşil bir sabah siyah çay içiyorum. 

Sabahları uykumu almış olarak uyanmak istiyorum ama Efe'nin gak guklarıyla uyanıyorum. Şöyle güzelce, uzun uzun keyfini çıkara çıkara kahvaltı yapmak istiyorum, ama bir yandan Efe'yi doyurmaya çalışırken ben de ne yersem kardır diyorum. Öğlen uykusuna kadar kendi kendine oynasa da ben de iki satır kitap okusam diyorum, yerde yuvarlanırken içimin geçtiğini fark ediyorum. Akşam olsa da babası gelince biraz nefes alsam diyorum, yemek hazırla, ye, yedir, masayı topla, çay, kahve derken bitip tükendiğimi hissediyorum. Herkes uyudu, ben de azıcık keyfime bakayım diyorum, ortalığı topla, oyuncakları topla, bulaşık makinasını aç, çamaşırları topla, katla derken uykusuzluktan bittiğimi fark ediyorum ve kendimi yatağa zor atıyorum. 

Yine de her şey için şükrediyorum. Önce eşim sonra da oğlum için teşekkür ediyorum, tanrıya ya da evrene, sebebi her kimse ya da neyse. Çekirdek ailemi çok seviyorum. Her türlü rutine, yorgunluğa, bitkinliğe rağmen...





Çalışmıyorum Ulen!


Merhaba,
Başlıktan da anlaşılacağı üzere bugünkü konumuz "çalışmamak". Yani anne olduktan sonra çalışmamak, evde oturup çocuk bakmak.

Çalışan anneler lütfen yanlış anlamasın beni. Sonuçta bu tercih meselesi olduğu kadar biraz da imkan meselesi. İhtiyacı olduğu için bebeğini bırakıp çalışmak zorunda olan annelere saygım sonsuz. Neyse, kim neden çalışır, neden çalışmaz orası beni ilgilendirmez. Ben size kendi derdimi anlatayım.

Efe doğmadan önce İzmir'de yaşıyorduk ve orada özel bir firmada çalışıyordum. Doğum izniyle birlikte Ankara'ya taşındık ve haliyle doğum iznimin bitişinde işe geri dönmedim, zira çalıştığım firmanın Ankara'da bir şubesi falan yoktu. Olsaydı da dönmezdim, orası ayrı mesele.

Ben bir çocuğun belli bir yaşa gelene kadar en çok annesine ihtiyaç duyduğuna ve bir çocuğun gelişiminde en çok annesinin rolü olduğuna inanıyorum. Bir çocuk sabah gözlerini açtığında yanında annesini görmeli, karnını annesi doyurmalı, diğer ihtiyaçlarını annesi gidermeli, annesiyle birlikte oyunlar oynamalı, şarkılar söylemeli, dışarıya çıkıp gezmeli, annesiyle öğrenmeli, ihtiyaç duyduğu her yerde ve her şeyde kafasını çevirip baktığında annesini yanında bulmalı, varlığını hissetmeli.

Bence bir çocuğun dünyada öğrendiği ve ihtiyaç duyduğu ilk duygu "güven duygusu". Bebekken karnını doyuran, altını değiştiren, gazını çıkaran ve bunları sürekli bir döngü içinde gerçekleştiren kişiye zamanla alışır ve güvenir. Bilir ki ihtiyacı olduğunda o kişi gerekeni yapar. Biraz büyüdüğünde onunla oynayan, ona ninniler söyleyen, ona kitap okuyan, masallar anlatan, onunla birlikte garip sesler çıkartıp gülen kişiye daha da bağlanır. Uyurken en son gördüğü kişi ile uyandığında ilk gördüğü kişinin aynı olması bence çok önemlidir ve bu kişi anne olmalıdır. Tabi ki annenin desteğe ihtiyacı vardır, tabi ki anne bütün bunları 7 gün 24 saat durmaksızın yapamaz. İllaki nefes almasını, mola vermesini sağlayacak birilerinin varlığına ihtiyaç duyar. Bu kişi de çoğu zaman baba, ara sıra aile büyükleri, bazen de arkadaşlardır. Ama bir bebek öncelikle annesiyle olmalıdır. 

Düşünsenize, gece uyurken en son annesinin kucağında olan bir çocuk sabah gözlerini açtığında başka birini buluyor karşısında ve akşama kadar annesini göremiyor. Küçücük bir çocuğun dünyasında ne kadar korkunç bir şey. Akşam annesi geldiğinde tam sevinip mutlu oluyor, neşeyle oynuyor, huzurla uykuya dalıyor, sabah yine aynı travma. Ve yaklaşım şu, çocuktur unutur, çocuktur alışır. Peki ya bilinçaltı? İleride nasıl bir psikolojisi olacak, ne gibi sorunlar yaşayacak bilebilir miyiz? Bir çocuğun bize en çok ihtiyacı olan dönemde yanında olmayacaksak, onun sorumluluğunu üstlenmeyeceksek, fiziksel ve psikolojik gelişimini desteklemeyeceksek onu neden dünyaya getiriyoruz? Dünyaya gelen büyür gider mantığıyla yaşamak bence çok da mantıklı değil.




Bir de anne açısından bakalım olaya. Bir anne 9 ay karnında taşıyıp dünyaya getirdiği bir canlıyı kendisine muhtaç olduğu bir dönemde nasıl bırakıp işe gidebilir. Hadi gitti diyelim, aklı sürekli yavrusunda olmaz mı? Acaba şimdi ne yapıyor? Yemeğini yedi mi? Huzurlu mu?
Kendi adıma söylüyorum, ben Efe'nin sabahları uyanışını görmeyeceksem, ona kendi ellerimle kahvaltı hazırlayıp yedirmeyeceksem, onunla oyunlar oynayıp öğlenleri ona sarılıp şekerleme yapmayacaksam, emeklediği ilk anı ben görmeyeceksem, çıkan her yeni dişinde ilk ben sevinmeyeceksem, yeni bir meyveyle ben tanıştırmayacaksam onu, bütün gün ağzından çıkanları duymayacaksam, gülmesine de ağlamasına da ben şahit olmayacaksam neden bu dünyaya gelmesine vesile oldum? Bir daha asla 9 aylık olmayacak, bir daha asla 1,2,3,4,5 yaşında olmayacak, her gün bir öncekinden farklı olacak, giden günler geri gelmeyecek. O yüzden ben bu sevimli yaratığın hiçbir anını kaçırmak istemiyorum, kusura bakmasın iş dünyası :)


Çok mu zenginiz, ihtiyacımız mı yok benim çalışmama? Tabi ki hayır. 4 yıldır eşimle benim öğrenim kredilerimizi ödüyoruz. Evlenirken eşyalarımızı kendimiz aldık, evimiz yok, kiracıyız, arabamız yok, yayayız. Varsın bilmem ne marka bilmem neyimiz olmasın. Yeter ki mutlu, huzurlu olalım. Yeter ki ruh ve beden sağlığı yerinde bir çocuk yetiştirelim. Yeter ki sevelim, sevilelim. 
Uzun lafın kısası; ÇALIŞMIYORUM. BENİM İŞİM GÜCÜM ÇOCUĞUM. O KAA :))

NOT: Kitaplar Pedagog Adem Güneş'in "Annelik Sanatı" ve "Güvenli Bağlanma" isimli kitapları. Tavsiye ederim. 

Anne Olmak


Ulen anne olmadan önce atıp tutmak ne kolaymış be! 
Öyle yüksekten yüksekten konuşmak, ukala tavırlar takınmak, eleştirmek ne kolaymış, nasıl da bedavaymış, bol keseden atmalıymış.
Şu yaşımda, hayatta öğrendiğim en temel bilgi şudur: BÜYÜK LOKMA YE, BÜYÜK KONUŞMA!

Bu sadece anne olmakla ilgili değil tabi ki, ama şu sıralar en çok bu konuya hakimim ne yapayım. O yüzden size son zamanlarda küçük lokmalara bölüp yutmak zorunda kaldığım laflarımdan ve yaladığım tükürüklerimden bahsetmek istiyorum.

Anne olmadan önce: ÇOCUĞUMU ASLA SALLAYARAK UYUTMAM! Beyin travması mı geçirtmek istiyorlar bunlar çocuklarına, şunlara bak!

Anne olduktan sonra: Aşkım bu çocuk uyumuyor, ne yapsak? Sallasak mı? Birkaç ay ayağımda salladım valla, bir süre kollarımda salladım, arada çarşafla salladık, sallıyoruz, olmadı sallanan beşik almıştık ama artık ona sığmıyoruz, neticede her türlü sallama yöntemini itinayla kullandık. Son günlerde kafayı omuza koyup kucakta sallanıyoruz. Hayırlısı.


Anne olmadan önce: BEN ÇOCUĞUMA İKİ YAŞINDAN ÖNCE ASLA TV İZLETMEM! TV bağımlısı olacak çocuk, moron gibi sürekli tv izleyecek, ne fena!

Anne olduktan sonra: Baby Tv arada hayat kurtarıyor. Ne yapayım, wc ye de beraber gidecek değiliz ya. Mecburen o kanal açılıyor, çocuk tv karşısına yerleştiriliyor ve işler hallediliyor. Tamam öyle saatlerce bakmıyor ama 10-15 dk da olsa tv ye maruz kalıyor çocuğum. 

Anne olmadan önce: BEN ÇOCUĞUMA ASLA MAMA VERMEM, DOĞAL BESLERİM. Obez mi olsun bu çocuklar, her türlü hastalığa davetiye.

Anne olduktan sonra: Hastanedeki ikinci günümüzden ek gıdaya başlayana kadarki beş aylık süreçte her gün anne sütüne ilaveten mama yedi. Sezeryan sonrası süt geç geldi, Efe'nin kan şekeri düştü, apar topar mama verdiler. Hastanede alıştı mamaya, sonra da biraz keyfi oldu, biraz da benim işime geldi derken beş ay boyunca mama yedi. Ek gıdayla birlikte mamayı bıraktık şükür. 

Anne olmadan önce: BEN ÇOCUĞUMA ASLA İSİM TAKMAM. 

Anne olduktan sonra: Bazen diyorum bu çocuğun adı neydi yaa :) Şaka bir yana adından başka her şeyi söylüyorum hatta söylüyoruz. Doğru düzgün Efe diyen yok. Mesela;
anneannesi bıldırcınım diyor, dayısı köfte diyor, dedesi aslanım diyor, babası yakışıklım-oğluşum diyor, ben aşkım, bitanem, hayatımın anlamı, tombul bacaklarını ısırdığım, elma yanaklarını yediğim, bakışını sevdiğim, gülüşüne yandığım, ağzını burnunu yediğim, ayağını bacağını ısırdığım...

Ay bu annelik beni benden aldı vallahi. Sizin de var mı böyle asla yapmam deyip de seve seve yaptığınız şeyler?




Doğum Hikayem


Yine ben :)
Şöyle bir eski yazdıklarıma baktım da en son İzmir'de yazmışım adam akıllı. Merak etmeyin daha doğurmadım falan yazmışım. 32. haftadaymışım, nasıl doğuracağıma karar vermemişim falan :)
E hadi o zaman başladım madem, doğum hikâyemizi anlatayım size.

Geçen yaz temmuz ayının ilk haftası göçü göbeleği topladık, yığdık evin ortasına. Babam geldi, karnı burnumda beni ve kızları(Duman ve Gümüş) alıp arabayla Ankara'ya getirdi. Eşim de birkaç gün sonra geldi. İki haftalığına bizimkilerin evine postu serdik. Yan gelip yattık ki ben başka bir şey yapacak durumda değildim zaten. Temmuzun son günü de bizimkilerle arasında 8 bina olan evimize taşındık. Taşınma ve temizlik aşamalarında koca göbeğimle sağa sola çemkirmek dışında hiçbir işe yaramadım. Utanmadan babama şunu dedim bir de: "Sen bu kapıyı sildin mi şimdi? Emin misin? Ama burada bir parmak toz var. " Ben bunu söylediğimde elindeki bezi kafama çalmadıysa tek sebebi o zamanlar karnımda şimdi beşiğinde uyuyan sabidir.
Neyse efendim, sonuçta kazasız belasız yeni evimize taşındık. Birkaç gün sonra da eşim işe başladı. Hayat normale döndü. Herkes işinde gücünde, annemle ben doğumdan önce eksikleri tamamlama derdinde.

Bir akşam yemekten sonra oturduk tv izliyoruz. Eşime dedim "hiç göbekli fotomuz yok ya hadi gel çekelim". Denedik olmadı. Göbek çok büyük. Bizi çekecek kimse yok. Bir selfi çıbığımızın olmayışına ilk ve son kez o zaman üzüldüm işte. Neyse, iki gün sonra doktor kontrolümüz var. Yatmadan önce başucumdaki deftere doktora soracaklarımı yazdım ve yattık uyuduk. Tabi ona uyumak denirse. (Takriben 20 dakikada bir wc ye gitmekten uyuyamıyordum. ) Sabah eşimi işe yolladıktan sonra bütün yastıkları kucaklayıp yattım. Bir saat ancak uyumuştum ki o da ne? ! Sanırım yatağa işiyorum! Yok canım! Daha neler!  Ama tutamıyorum! O zaman işemiyorum doğuruyorum! Olamaaaaz! Eee sancı yok? Hem daha zamanı vardı. Evde yalnızım. Yatağın kenarında dikilmiş şarıl şarıl sular akarken salak salak ağlamaya başladım. Önce kimi arıycam? Dr? Eş? Annem? Yatak battı, yerler battı, ay dur halı bari batmasın. Annemi aradım, telefonu babam açtı. Ona söylemedim de annemi istedim. Anneeee suyum geldi dedim ağlamaktan başka da bir şey diyemedim. Sonra doktoru aradım, hemen gel dedi. Gittim kapının kilidini açıp yatağın kenarındaki yerime döndüm. Beş dk sonra kardeşim geldi.Koşa koşa gelmiş deli. Abla iyi misin?  Gelme sakın diye carladım. Üstüm başım saçma sapan, bir yandan hâlâ su geliyor. Birkaç dakika sonra annemle babam geldi. Annem de ağlamış, kırmızı gözlerle hemen olaya el koydu. Ben gelmeyin yaaa diye ağlıyorum,  annem babama bağırıyor, gel şu çantaları al diye. Bana hadi ne duruyorsun giyin de gidelim çabuk diyor. Ben diyorum su akıyor. Hem banyo yapacaktım. Kaşlarımı aldıracaktım. Olmadı ki böyle orman kaçkını gibi. Annem dolaptan bi tane elbise alıp geçiriyor üstüme. Tutuyor kolumdan. Hastaneye gidene kadar ağla ağla içim çıkıyor. Sabahın 8 buçuğu, trafik fena. Dörtlüler yanıyor, kimse oralı değil. Kardeşim iniyor arabadan yolu açtırmaya. Sonunda hastanedeyiz. Odaya çıkıyoruz. Beceriksiz hemşireler damar yolu açacak da kan alacak da sonuçlar çıkacak da ameliyata gircez de derken doktor geliyor. Muayene ediyor. Baş mobil, kanala girmemiş. Yallah doğru sezeryana ki  zaten onu istiyordum. Eşim nerede kaldı derken yetişiyor çok şükür. Asansörün önünde vedalaşıyoruz bizimkilerle. Ben ameliyathanenin önünde çıkmak bilmeyen tahlil sonuçlarını bekliyorum sedyede. Doktor geliyor yanıma, merak etme, korkma, şimdi çıkacak sonuçlar. Hah çıktı, trombosit değerlerin düşük, epidural yapamıycaz, spinal yapıcaz, tamam diyorum, yap da ne yaparsan yap. Eşim giyinmeye gidiyor, beni ameliyathaneye alıyorlar, bir anda neye uğradığımı şaşırıyorum, etrafımda bir sürü insan, bir telaş, bir hareket, bende her şey flu, sedyenin üstünde iki büklüm hareketsiz duruyorum, biri beni kucaklıyor kıpırdamayayım diye, belime bir iğne saplanıyor, acıyıp acımadığını vallahi hatırlamıyorum, sonrasında zaten bacaklarıma yayılan bir sıcaklık, his kaybı. Ellerimi kollarımı bağlıyorlar, sonda takıyorlar, göbeğimi boyuyarlar, hiçbir şey hissetmiyorum ama korkuyorum. Eşim hala gelmedi yanıma, eşim de eşim diye ağlıyorum, doktor gelecek eşin merak etme diyor, yazık garibim tam da doktor karnımı keserken girmiş içeri, bi fena olmuş, hemen başucuma geliyor, beni sakinleştirmeye çalışıyor, ben bağıra bağıra ağlıyorum, acıdan değil, korkudan, burnuma bi yanık kokusu geliyor diyorum, gülüyorlar, sohbet ediyorlar ağlamayayım diye, doktorum anestezi uzmanına diyor Burcu İzmir'den geldi biliyor musun, öteki doktora dönüyor adaşsınız bak, bıdı bıdı, tepemdeki diyor çok korktun sen istersen bitene kadar uyutayım seni, yok diyorum, olmaz, sonra bir ağlama sesi, kurbağa gibi, ciyak ciyak, ben daha beter ağlıyorum, eşim uzanmış bakıyor, çok tatlı çok tatlı diyor, muayene edip öyle getiriyorlar başımın yanına, bakıyorum minicik, çok küçük bu diyorum, ne bekliyordum acaba, halbuki 3 kilo 950 g ama gözüme baya küçük görünüyor. Neyse, biraz sakinleşiyorum. Efeyle babasını odaya yolluyorlar, ben kalıyorum, çünkü dikilmem lazım. Sağolsun doktorum güzellikle ilgili tüm kaygılarımı giderip estetik dikiş attığını söylüyor(!) Bitmek bilmiyor, zaman geçmiyor, biran önce gitmek istiyorum oğlumun yanına, kollarıma almak istiyorum, koklamak istiyorum. Sonunda bitiyor, bir 15 dakika da yukarıdan bir hemşirenin gelip beni odama çıkartmasını bekliyorum. Ve nihayet odamdayım. Herkesin gözler yaşlı, salya sümük ağlamışlar Efe'yi görünce. Ben ağlamıyorum artık, kavuştuk çok şükür küçük adamımla. 





Bundan sonrası ayrı bir hikaye, sezeryan ve sonrası, doktorum ve doğum yaptığım hastane hakkında daha sonra yazarım, belki arayış içinde olan arkadaşlara yardımcı olur. Şimdilik bu kadar. Zaman ayırıp okuyan herkese teşekkür ederim.

Sevgiyle kalın. 

Yolu Yarıladık :)


Sabah şekerleri :)


Eveeet sevgili dostlar,
Bugün itibariyle hamilelik yolculuğumuzda yolun yarısını tamamlamış bulunmaktayız. Yani koskoca 20 haftayı geride bıraktık. Ve dün gece ilk defa gayet hissedilebilir ve anlaşılabilir tekmeler yedik. Hatta babamız bile hissetti :)


Mayısın ilk haftası 4 boyutlu ultrason randevumuz var, belki bizim ufaklık yüzünü falan gösterir kim bilir :)

Şimdi müsadenizle bugüne kadar neler oldu hızlıca yazayım da belki fikir edinmek isteyenler olabilir:

Her şey bir idrar testiyle başladı ve ardından kan tahlili ile hamileliğim onaylandı.
5 haftalıkken kesemizi gördük, 7 haftalıkken kalp atışlarımızı duyduk.
11. haftada minyatür bebeğimizi gördük ve ikili tarama testi için kan verdik. Sonuçlarımız iyi çıktı.
14. haftada cinsiyetimizi öğrendik.
18. haftada erkekliğimiz tescillendi :) ve AFP testi için kan verdik. Sonuçlarımız iyi çıktı.

Şimdi heyecanla bir sonraki buluşmayı bekliyoruz. Ve cinsiyetimiz kesinleştiği için de yavaş yavaş alışveriş yapıyoruz :))


 Uni Baby setini n11 den 39,90 liraya almıştım, hızlı bir şekilde elime ulaştı.


Bu şirin badiyi ve yanında daha bi şeyler bi şeylerle beraber butikbebe'den aldım. Kargo süreleri biraz uzun ama olsun acelemiz yok nasıl olsa :) Fiyatları uygun ve paketlemeleri çok iyiydi.


Ben artık çocuk kitapları okuyorum, içimdeki çocuk çok eğleniyor :) Böylece hem yavaş yavaş oğlanımın kitaplığı oluşuyor hem de bu sayede çocukken okumadığım kitapları okumuş oluyorum, bir nevi çocukluğuma dönüyorum yani :))


Bunlar da bildiğiniz üzere Duman ve Gümüş. Terso bakışlarını yediklerim :))

Çok şükür bahar geldi de güneş yüzü gördük. İki gündür öğle araları yarım saatlik temposuz yürüyüşler yapıyorum, çok iyi geliyor vallahi :) Ağaçlar, kuşlar, mis gibi hava...Kampüste hayat var yaa...

Not: Ömrümde yediğim içtiğim toplam peynir süt ve yoğurdun bilmem kaç katını son iki aydır yemekteyim, yemin ediyorum içeride oğlana şarküteri açtık resmen :)

Not 2: Emzirirken kilo verirsin merak etme diyenler, bir yere ayrılmayın, göreceğiz bakalım o kilolar gidiyor mu gitmiyor mu :(

Şimdilik bu kadar, sevgiyle kalın...

Yeni Havadisler :)

Merhaba ben bebek :)
Bildiğiniz üzere biz dün doktor teyzeye gittik kontrol için. Çok şükür her şeyim normalmiş. İçeride sessiz sakin büyümeye devam ediyormuşum, şimdilik! Zira pek yakında kol ve bacak darbeleriyle anneciği gece uykusundan bile uyandıracakmışım, ama olsunmuş, annecik zaten heyecanla bu darbeleri bekliyormuş :)

Fakat anneciğin aldığı bu kilocuklar ne olacak, şimdiden penguen gibi yürümeye başladı bile. Üstelik tansiyonu da hep düşük, son on gündür de kalp atışları hızlandı hatta bazen kalp atışlarını kulaklarında hissediyor. Neyse, ben yeter ki iyi olayımmış, gerisi halledilirmiş. Annecik öyle diyorsa...

13 Haftalık Hamilelik Maceramız :)

Merhaba!
Ne zamandır yazmak istiyordum, bugüne kısmetmiş.
Bu sıralar yazacağım yazılar sizi biraz sıkabilir ama ne yapayım, benim için büyük heyecan, yazmazsam çatlarım. Hem belki benim gibi gece gündüz anne bebek bloglarında gezinenler denk gelir de okurlar :)
E anlamışsınızdır artık ne yazacağımı, hamilelik maceramın başlangıcından bugüne neler yaşadım, neler hissettim falan filan :)
Buradan sonrasını merak etmeyip okumayı bırakabilirsiniz, gücenmem, vallahi...Ama belki de bu hormonlar yüzünden gücenebilirim de, bilemedim, zira şu aralar öyle saçma alınganlıklar yapıyorum ki :)
Neyse...

Anneliğe İlk Adım...


Ailem dahil yakın çevremde hamile olduğumu öğrenen herkes şoka girdi. İnanamadılar, şaka yapıyorum sandılar, hatta dalga geçiyorum sananlar bile oldu. Bir kaç hafta öncesinde kardeşimle telefonda konuşurken üşengeçlikten bahsediyorduk, "abla üşenenin çocuğu olmazmış" demişti, dayı oluyorsun demek için aradığımda "hani üşenenin çocuğu olmuyordu?" dedim, şaşırdı kerata. Aslına bakarsanız ben de hala şaşkınım, hatta ara ara hamile olduğumu unutuyorum.