22 Ekim 2014 Çarşamba

Ruh ve Beden


Başını yastığa koyar koymaz uyuyamazsın, sabahları da uyanmak istemezsin. Biraz daha uyuyabilmek için beş dakikada bir çalmaya ayarlı saati erteler durursun. Hiçbir anlamı olmasa da o üç beş dakikalık uykuların, yine de tatlı gelir. 

Söylene söylene çıkarsın en sonunda sıcacık yatağından. Bir sabah rutinidir el yüz yıkamak ve güne çapaksız gözlerle başlamak. Üstünü başını giyersin, saçını başını tararsın. Aynaya baktığında bir hayaletle karşılaşmamak için biraz makyaj yaparsın. Belki bir iki lokma da bir şeyler atıştırırsın evden çıkmadan önce. Ve gün başlar...


Ya da sen başladığını zannedersin. Aslında başlamaz. Çünkü gün sana ait değildir. Nefes alıp veren o beden, etrafta neler olup bittiğini izleyen o gözler, konuşan dudaklar, çalışan eller ve düşünen o beyin senin olsa da gün senin değildir. Çünkü sen, çalışması için kendini kiraya verirsin her gün. Her gün ruhunu evde bırakıp giden bedenin sabahtan akşama kadar çalışır, işverenine para kazandırır ve akşam yorgun argın eve döner. 

İşte o zaman gün başlar demek istersin ama yine diyemezsin, çünkü bedenin ruhuna kavuşmadan önce evde de çalışması gerekir. Acıkmıştır bir kere, önce kendini doyurması sonra da mutfağı toplaması gerekir. Eğer yapacak başka bir iş yoksa o zaman ruhuna kavuşabilir ve o zaman gün başlar. Ömrü bir kelebeğinkinden bile daha kısadır. Eni konu birkaç saati vardır.

Bütün gün hasretle bu saatleri bekleyen ruh haydi kalk gidelim der, yorgun beden otur nereye gidiyorsun der. Ruh ve beden çatışır. Sana ait olan saatler tükendikçe, ruh acı çekmeye başlar. Çünkü açtır ve onu doyurmak için çabalayan kimse yoktur. O yorgun beden biraz sonra uykunun kollarına bırakacaktır kendini, sabah da yine çekip gidecek ve günler böyle böyle bitecektir. Ruh aç biilaç bekleyecek, bekleyecek, bekleyecektir. 

Geceleri tek başına çıkıp gezecek bu yüzden, beden buna rüya diyecek. Uyandığında dilinin ucuna bir şeyler gelecek ama çıkaramayacak. Ruh bütün gün bedenin geri dönüp uykuya dalmasını bekleyecek ve yine aynı yerlerde gezmek isteyecek ama bir gece önce gittiği yerleri bulamayacak. Bedenin kendisini doyurmadığı günler arttıkça daha çok gezmek isteyecek. Bedeni uykuya sürükleyecek. Her gün daha çabuk uykuya dalsın isteyecek. Ruh ancak geceleri huzur bulacak. Beden gününü başlamadan bitirsin, hemen uyusun ve hiç uyanmasın isteyecek. Beden uykuyu sevecek. Uyanmak istemeyecek. Buna da depresyon diyecek...


10 yorum:

  1. Ne güzel anlatmışsın... Sonbahar depresyonları ortalıkta gezinirken... Tatil yapsam da dinlenmiş hissetmemem kendimi belki de ruhun açlığından... O kadar hırpalanıyoruz ki ruh aç, beden yorgun... Sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. Durum budur işte... Çok güzel yazmışsın.

    YanıtlaSil
  3. Sahiden çok güzel ve yalın bir anlatım.. Neyse ki ben, başımı yastığa koyar-koymaz uyuyanlardanım.. Böyle sorunlar olmuyor.. Tabii sorunum şudur; başımı bir türlü yastığa koymak istemiyorum; koysam hemen uyuyacağım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmene sevindim :)
      Belki de en iyisi o başı yastığa hiç koymamaktır :)

      Sil
  4. http://www.youtube.com/watch?v=BZfDbYEkd9w
    yazıya refakatci getirdim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oyy oyy oyy...
      Fena oldu bu yaa...
      Teşekkür ederim safransarı...

      Sil
  5. Hepimizde tek kelime "budur"... fikrine, kalemine sağlık, öyle güzel anlatmışsın ki ♥

    YanıtlaSil
  6. Çok güzel bir yazı, elinize sağlık

    YanıtlaSil