6 Ocak 2014 Pazartesi

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört-George Orwell


Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, 2014 yılında okuyup bitirdiğim ilk kitap. Kitabı okurken tam 18 farklı noktaya işaret koymuşum, ki atladığım bir çok yer var daha. Ders kitabı niteliğinde. Hem bir solukta okunuyor, hem de sindirilmesi gerekiyor. 
İlk kez 8 Haziran 1949'da basılan kitap 1950'de Josef Stalin tarafından kendi iktidarının hicvedildiği gerekçesiyle SSCB'de yasaklanmış.
Bu kitap Celal Üster'in çevirisiyle Can Yayınları' ndan çıkmış, çevirisi çok iyiydi, anlaşılmayan tek nokta yoktu diyebilirim.


Gelelim kitabın içeriğine;
Bilindiği üzere kitap bir bilim kurgu ve kurguya göre dünya üç büyük güç tarafından paylaşılmakta; Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya. Kitapta anlatılan yer ise Okyanusya (İngiltere).
Okyanusya'da geçerli olan şey İNGSOS, yani İngiliz Sosyalizmi. Kitabı okurken en dikkat çekici şey ise dile yapılan müdahale. Oluşturulan yeni dilin adı 'yenisöylem'.


Okyanusya'da insanlar üç sınıfa ayrılıyor, en seçkin sınıfı İç Parti üyeleri oluşturuyor, her şeyden sorumlu olan ve daha iyi şartlarda yaşayanlar onlar. Parti için köle gibi çalışmak zorunda olanlar ise Dış Parti üyelerini oluşturuyor. Proleterler olarak adlandırılan orta sınıf ise insan yerine bile konmuyor desek yeridir. 

Kitabı okurken sık sık şu düşüncelere kapılıyor insan:
Bu insanlar bu şekilde yaşamaya nasıl katlanıyor?
Geçmişte yaşanan bir bilim kurgu romanının günümüzdeki yansımaları ürkütücü değil mi?
Ya tüm bunlar bizim de başımıza gelirse?
Gelmediğini kim söyleyebilir ki?
Kitapta bahsi geçen düşünce polisleri, helikopterle evlerin içlerini gözetleyen polis devriyeleri, her an her yerde sizi izleyen ve dinleyen tele-ekranlar...
Duygusal hiç bir şey yaşamanıza izin verilmeyen bir yaşam, evleneceğiniz insanın bile parti tarafından belirlenmesi, cinselliğin tek amacının parti için yeni bireyler dünyaya getirmek olması, her şeyin kıt hatta çoğu zaman bulunmaz olması, düşünmeye, fikir yürütmeye asla müsaade edilmemesi, geçmişin partinin öngörüleriyle uyumlu olabilmesi adına sürekli olarak değiştirilmesi...
Günümüzden çok da uzak değil aslında, yazarın öngörüsü epey başarılı diyebiliriz.
 
Kitap üç bölümden oluşuyor:
İlk bölümde kahramanımızın gözünden Okyanusya'daki hayat hakkında bilgi sahibi oluyoruz. İkinci bölümde kahramanımızın her şeyi göze alarak yaşadığı aşkı, son bölümdeyse sevgilisiyle birlikte partiye karşı gizli direnişe geçmeleri sonucu başlarına gelenler...
Sonuç itibariyle okunmaya değer bir kitap. Ayrıca beyaz perdeye de aktarılmış, izlemek isteyenlere duyurulur.

Filmden Kareler-1



Gelelim kitaptan alıntılara:
"Gelecekle nasıl iletişim kurulabilirdi ki? Doğası gereği olanaksızdı. Gelecek ya şimdiye benzeyecekti, ki o zaman ondan haberi bile olmayacaktı ya da şimdiden farklı olacaktı, ki o zaman da içinde bulunduğu durumun hiçbir anlamı kalmayacaktı."



Filmden Kareler-2
 
"Böyle işler hep geceleri yapılırdı; tutuklamalar her zaman geceleyin gerçekleşirdi. Ansızın irkilerek uyanmak, hoyrat bir elin omzunuzu sarsması, gözlerinize tutulan ışıklar, yatağı çevreleyen acımasız yüzler. Çoğu zaman ne yargılama olurdu ne de bir tutuklama raporu tutulurdu. İnsanlar ortadan kayboluverirlerdi, o kadar; ve bu hep geceleri olurdu. Adınız kayıtlardan silinir, yaptığınız her şeyin kaydı yok edilir, bir zamanlar var olduğunuz bile yadsınır, sonra da tümden unutulurdu. Kökünüz kazınır, külünüz göğe savrulurdu: Alışılmış deyimle, buharlaşırdınız."


Filmden Kareler-3


"Yenisöylem'in tüm amacının, düşüncenin ufkunu daraltmak olduğunu anlamıyor musun? Sonunda düşünce suçunu tam anlamıyla olanaksız kılacağız, çünkü onu dile getirecek tek bir sözcük bile kalmayacak. Gerek duyulabilecek her kavram, anlamı kesin olarak tanımlanmış, tüm yan anlamları yok edilmiş ve unutulmuş tek bir sözcükle dile getirilecek."


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder